UMUT’UN LAMBALARI

Sigara almaya çıkacaktım. 2 günden beri evden dışarı neredeyse adımımı atmamıştım. Arada bir bakkala yaptığım bu geziler de olmasa, iyice ev kuşu olmuştum anlayacağınız. Çıkmak üzere üstümü giyinmeye koyuldum, bu sırada aşağıdan kahvaltı sesleri geliyordu. Önce çakmağımı, ardından anahtarlarımı cebime atıp merdivenlerden indim. Kahvaltı yapanlar nereye gittiğimi sordular.

– Bakkala sigara almaya gidip, döneceğim.

Kapı önünden ayakkabılarımı alıp çekecekle giydim. O sırada düşen atkım soğuk havalarda beni pek korumasa da, en azından boynumu sarıyor ve biraz da şık gösteriyordu. Dışarı çıkarken giyilecek hoş bir kıyafetti. 100 metre ilerideki bakkal için şıklık yarışına girmeye gerek yoktur ama, iyi görünmek de hoşa giden bir şeydir.

Apartman kapısından çıkıp yokuş yukarı yürümeye başladım, o sırada ağır aksak geçen iki araba peşimden yokuş yolu teptiler. Kaldırımdan yukarı çıkarken dönüş yolunda içeceğim sigaraları düşünmeye başladım ve ekledim, “umarım kimseyle karşılaşmam, selam sabah bir sürü ıvır zıvır.” Haftalar gibi gelen bu içe kapanma beni de biraz tutuk yapmıştı. Kimseyle sohbet etmek istemiyordum. Belki birkaç kişi haricinde, herkesle girişilecek merabalaşma zul geliyordu.

Yokuştan sonra bakkala giden düz yolu yürümeye başladım, karşıdan saçı başı dağınık benden en fazla birkaç yaş küçük bir genç elinde bakkal poşetiyle evine dönüyordu. Belli ki kahvaltılık bir şeyler alması için akşamdan kalma hali engel değildi, saçı bile dağınık, eşofmanı üzerinden sarkar haldeydi. Ailesi de göndermiş olmayabilirdi, bekar dostlarla bir gece vs. Yanımdan kaldırım mazgalına sertçe basarak geçti. Yüzü bile henüz uyanmamıştı, sade ayakları yürüyordu.

50 metre sonra eski polis lojmanlarının olduğu sokağa geldim. Pervazların bombe yaptığı bu lojmanların uzun süredir badana görmemiş duvarları ne kadar eskiyse, oradaki yaşantı da bir o kadar eskimeye yüz tutmuştu. Kimseciklerin dışarı bile çıkmadığını, uzun süreden beri izliyordum. Devam edip bakkalın bulunduğu köşeye kadar yürüdüm, o sırada eski kapıcı oğlu arkadaşım Umut’u görmemle bakkaldan içeri girmem bir oldu.

Beni görünce sırtını dönmüştü, önce rahatladım, ardından bakkala iki paket Camel vermesi için seslendim. Bahis muhabbeti çeviriyorlardı, bakkalın alt katındaki bodrum katına benzer yerde haftasonları ufak bahislerle batak oynuyorlar, at yarışı ve toto muhabbeti kaynatıyorlardı. Bu sırada eski arkadaşım kapının sağ tarafında sigarasını içiyordu. Bakkal Samet durumdan kıllandı.

 
Paketleri alıp dışarı çıktığım sırada amacım hiç yüz vermeden devam edip gitmekti. Ama tam o sırada karşı konulamaz bir istek beni Umut’un yüzüne bakmaya zorladı. İşte o anda onun iki boş gaz lambası gibi sallanan gözlerinin üzerimde dikildiğini gördüm, sanki birisi içeride karanlıkta pis bir oyun oynuyordu. Samet eski bir MHP’liydi ama siyasetle arası babasından kalma bir sandıkla kurduğu ilişkiydi, ama eminim ki olası seçim sonuçlarıyla ilgili de bir şeyler konuşuluyordu. Neyse ki merak etmiyordum, o kadar.

O iki boş lambayı gördükten sonra hemen uzaklaştım ve onları unutmak için bütün yol boyunca hızlı hızlı sigaramı içtim. Bir zamanlar orada gördüğüm kişi, artık orada değil miydi? İçeride birinin olmayıp da, yerine yabancıların gelmesi nasıl bir histir? Hayatı boyunca bu mahalleden çıkmamış Umut, acaba hala buranın, bu evlerin yerlisi sayılabilir mi? Bu sorularla beraber yürüyerek sigaramı bitirmeden attıktan sonra evden gerisingeri içeri girdim.

15.2.2017

Advertisements