Blues’un kısa bir Tarihi

Blues’un pamuk tarlalarında ana rahmine düştüğü çokça bilinen bir gerçektir. Adana’dan Konya’ya kütlü toplamak için kamyonlarla göç eden bir çok pamuk toplama işçisi gibi ve onlardan farklı olarak siyahiler 500 senelik prangaları üzerlerinde taşıyorlardı. O prangaların parçalanması mücadelesi günümüzden yaklaşık 120 sene öncesine sarkar.

Siyahi işçiler o dönemlerde çok kötü koşullarda çalışıyorlardı. Yoğun endüstriler içerisinde çalıştıklarında bile en ağır koşullarda çalıştırılıyor, en temel insanlık hakları bile görmezden geliniyordu. Söz gelimi madencilik sektöründe çalıştırılan binlerce siyahi, madenleri kazmak için kullanılan alet edevatları demirbaş bilmelilerdi ve kendi barut tozlarını kendileri temin etmelilerdi. Sendikalaşmak gibisinden girişimleri en sert müdahalelerle bastırılıyor, bu mücadele sırasınca Amerika gibi bugün demokrasiler cenneti olarak ilan edilen ülkelerde toplu gösterilerden dolayı idam olayları yaşanabiliyordu.

Blues ise çalışmak üzere getirilmiş bu topraklardaki sürekli taşınma halinin bir ürünüdür. Pamuk tarlaları çokça eski bir kol gibi görünebilir ancak, daha sonraki modern endüstriler olan ve en ağır çalışma koşullarına sahip olan madencilik ve kereste sanayi gibi çalışma kollarında siyahiler yine başı çekmektedirler. Bu çalışmalar sırasında oluşturdukları kültürün ise nasıl bu müziğin içerisine sızdığını gözlemlemek önemlidir.

Örnek vermek gerekirse call and response (çağrı ve cevap) türünden bir sing along yani bicümle şarkı söyleme hali bu çalışma kollarında ritmi tutturmak ve çalışma arkadaşının halini kontrol etmek üzere sıkça kullanılan bir yöntemdir. Bu şekilde siyahi çalışanlar ve en genel anlamıyla bütün bu sanayi kollarındaki ağır işçiler bir çalışma ritmini sağlamış olurlar. Bu aynı zamanda blues müziğinde gitarla şarkıyı söyleyen arasındaki ilişkiye benzer, sözler söylenir ve gitar akordlarını değiştirerek cevap verir. Daha ileri ve gelişkin çağrı ve cevap formlarını ise Caz’ın belli türlerinde gözlemlemek yine mümkündür.

Blues bir dans müziği değildir. Ancak dinleme müziği midir, ya da bağlama ve deyiş kültürüyle ne dereceye kadar irtibatı vardır sorusu başka bir konunun başlıklarıdır. Lakin blues müziğinin uzunca bir mühlet kapalı alanlarda ve dinleyicileri olan bir şekilde de icra edildiğini biliyoruz. Kahvehanelerde aşıkların söylediklerine benzer gelenekleri de içeren ve mahlaslarıyla blues icra eden icracılar olduğu gibi bu müzisyenlerin asıl itibarlarına kavuşmaları kayıt teknolojilerinin gelişmesi ve beyaz medya tarafında görünürlüklerinin artması sonucunda olmuştur.

1920’de Amerika’daki çelik işçileri grevi ağır bir şekilde makineli silahların altında bastırılmış, insanların yerleşim hakları kaba yapılarla ve sanayi etrafına yapılan konut konuşlandırılmasıyla baskılanmış bir haldedir. Blues’un kurtuluş namına bulundurduğu çağrı aynı zamanda burada bir kez daha ancak daha modern bir şekilde kendisine yer bulmuştur. Bir zamanlar prangalarından ve toprak ağalığından özgürleşmek üzere yanıp tutuşmuş siyahiler ve onların yanındaki beyaz halk bu sefer de bu modernitenin içerisinde sefaletten kurtulmak için sendikalaşma hakkını talep etmiştir ve yoğun münakaşalar ve kayıplar sonucunda bunu elde etmeye yakın bir hale gelmiştir diyebiliriz.

Bu şekilde ki blues yalnızca siyahların değil, aynı zamanda Caz ve daha sonra beyazların müziğe bakışını etkilediği ölçüde de tüm Beyaz dünyanın müziğe ve dünyaya bakışını etkilemiş ve dünya çapında kendi içerisinde yankısını bulmuş insanların sayısı artmıştır. Rolling Stones isimli rock grubu bile kendilerine müziklerinin kaynakları sorulduğunda büyük blues sanatçısı John Lee Hooker’ın adını vermeden geçememişlerdir.

Böylelikle ki pamuk tarlalarından bu zamana hayatlarını kazanmak için işçilerin teptiği bu uzun yol yalnızca blues’un değil aynı zamanda bütün bir halkın tarihidir. Bunu unutmadan dinlenildiği sürece blues ve içerisindeki getirilen yeni topraklardaki göç ve umut olgusu insanın tanışabileceği yeni fersahları bize taşımakta gecikmeyecektir.

12.01.2014

Advertisements