Nükleer karşıtı platform ve Japon hükümetiyle olan ilişkileri

Nükleer Karşıtı platform bugünlerde bir basın açıklaması düzenledi. Düzenlenen basın açıklaması platformun bir çok başarısı gibi pek az kişinin katılımına rağmen basından yüksek derecede rağbet gördü, Anadolu Ajansı gibi pek çok yandaşlığı bilinen (gerçi haber üreticilerinin pek azı bu bataklığa saplanmış olmasına rağmen) başka diğer haber ajansları da oradaydı.

Önce nükleer karşıtı sloganlar atıldı, nükleer santrallerin kötülüğüne dokunan bu sloganlar Levent’teki yüksek gökdelenlerin ve Japon konsolosluğunun önünde yankılandı. Ardından ise değme bir basın açıklaması Japon hükümetini Fukuşima’yı hatırlatarak bu işten vazgeçmek üzere bilgilendirdi ve neredeyse metanet diledi. Ancak unutulmaması gereken önemli şeylerden ilki bu açıklamanın yatırımı yapacak olan Şirketlerin üzerinde Konsolosluklar da dahil olmak üzere Japon Hükümetinin neredeyse hiç bir yaptırımının olmamasıydı (olsaydı herhalde önce kendi topraklarında yaptırılmasına engel olurdu) ikincisi ise bu ABD destekli nükleer enerji kaynaklı üretimin Japonya dahil pek çok ülkede akıbetinin ne olacağı sorusuydu.

Ancak daha sonra başka pek önemli sayılabilecek sorunlar baş gösterdi. Basın açıklamasının ardından açıklamanın Türkçe tam metni açıklamayı izleyenlere ve haber ajanslarına dağıtılmanın yanında, bir de bu açıklamayla neredeyse pek az ilgisi olan ve içerik olarak pek çok farklı noktalardan ana meseleye temas edilen bir de İngilizce metnin izleyecilere ve yine basın mensuplarına dağıtılması bunlardan biriydi. Bu açıklamaları kimin okuyacağı sorusu açıklamanın daha baştan halk nezdinde veya onu temsilen konumlanmış kimi örgütlere ve örgütlenmelere değil yüksek karar merciilerine yapılmış olduğu kanaatini güçlendirdi.

Bu basın açıklamasından bizim dekode edip anlayabildiğimiz kadarını okurlarımıza aktaracak olursak:

Öncelikle açıklamanın püf noktalarından biri yine Japon tekelleriyle pek de hükmü bulunamayan Japon hükümetiyle yapılmış (ya da öyle gözüken) bir şekilde aynı nükleer antlaşmalarının Rusya ile de yapıldığına değiniliyordu. Yazının başka yerlerinde bu iki ülkenin “çıkarları örtüşmeyen iki farklı yapı” olarak tanımlanmaları da işin içerisindeki Amerikan hükümetin nükleer propagandası ve planlarına yapılan “değinme”yi tanımlar nitelikteydi. Bunun dışarısında yazının en önemli kısmı ise daha girişinde kendisini “güvenlik” sorunsalı üzerinden tanımlar gibi görünüyor.

Yazıya göre Rusya’dan getirilen “kendi parçanı kendin tak” usulündeki Nükleer santral projelerinin Türkiye’nin “güvenliği” açısından pek tedirgin edici olduğundan bahsedilirken Japonya’dan getirilen santral parçalarının nasıl bir akıbete ve Doğa felaketine yol açacağına pek de değinilmiyor. Bunun dışarısında Türkiye’nin Japonya’dan daha farklı bir güvenlik kültürü olduğundan ve depremlere karşı Japonya’dan farklı bir coğrafi yapıya sahip olduğu gibi nesnelliği yansıtmayan bir çok farklı bilgiyi de bulmak mümkün.

Ancak asıl mesele Türk ve Türkiye Hükümetinin mevcut durumuyla ilgili paragraflara gelindiğinde kendini görünür kılıyor. Çevreciliğin şahikalarından olan kutsal oportünizm burada da baş gösteriyor ve mevcut Türkiye Hükümetinin ne kadar çok gazeteciyi içeride tutup ne kadar çok yolsuzluğa bulaştığından ve anlaşma yapılalı beri ne kadar çok bakanın istifa ettiğinden bahsediliyor. Bunlar yazının genel bağlamı içerisinde değinilmediği müddetçe çok da önemli değilmiş gibi gelebilir ancak asıl uyarıların Türkiye Halklarının nesnel çıkarlarını değil de Japon çokuluslu Amerikan destekli şirketlerinin çıkarlarına seslenilecek şekilde yapıldığını ayyuka çıkartır bir nitelikteler.

Bunun dışarısında kutsal Batı ittifakı içerisinde böylesi bir iki taraflı anlaşmanın nasıl sulh dengelerini mahfedeceğinden ve Türkiye’nin dış politikadaki “yurtta sulh, cihanda sulh” olarak özetlenebileceği söylenen algısında da çatlaklar yaratabileceğinden bahsedilerek bir kez daha Batı ittifakının Türkiye’nin bu pozisyonunda bir değişikliğe çabalamaması için neredeyse metanet dileyen bir tavır takınılıyor.

Bütün bu olanlar tüm bir nesnelliğe vurulduğunda tüm bir ülke Sol’unun normal koşullar altında antlaşma yapılması için belirlenen hükümetler arası taraflardan biri olarak Enerji bakanlığı önünde eylem yapılması gerekirken neden Japonya Konsolosluğu önünde eylem yapıldığı sorusunu ise yanıtsız bırakıyor. Dış politikadaki bunca başarısızlığa ve çatlaklara değinilen bu açıklama metninde, son kertede basın açıklamasında yapılan sembolik gösterideki gibi “Sinop ilinden Türkiye’nin bir parça toprağını” Japon Hükümetine vermek üzere şekillendirildiğini gösteriyor. Kendi hükümetini dış politikalarından dolayı eleştirmek isteyip de kendisini Japonya Konsolosluğu önünde uluslarası Kartellere seslenirken bulanlar da son kertede bu ülkenin yurdum insanı olabiliyor, özellikle de anlamadığı dilde bir metin üzerinden. Her türden vatandaşımıza duyurulur.

Yiğit Özdemir

22.01.2014

Advertisements

2 thoughts on “Nükleer karşıtı platform ve Japon hükümetiyle olan ilişkileri

  1. Kendi yazmış olduğum yazının altına bir de yorum yazmak ne kadar doğru kaçar bilmiyorum ancak öncelikle yorumunuz için teşekkürler.
    Öncelikle bir şekilde Rusya olan nükleer anlaşmalarına Japonya ile olan anlaşmalarla ilgili olanlara nazaran neden aynı titizliğin gösterilmediğiydi. Titizlik derken neyi kastettiğimi açıklamamı sanırım yine metinde bulabilirsiniz.
    Diğer bir asıl mesele ise protestonun yerel kanallarda neden bu kadar samimiyetle örgütlenmediğiydi, yani eğer gerçekten önemi olan bir konu olsaydı içeriği sadece bunca Japon kamuoyuna ve hatta Japon Konsolosluğuna mı yönelik olurdu sorusu da diğer ana sorularımdan biri.
    Yine de cevabınız için sağolun, biz ne Japon hükümetiyiz ne de başka bir yer ancak yorumunuzu ve görüşlerinizi sayfalarımızda görmekten mutlu oluruz.
    Teşekkürler.

  2. Sayın Yiğit Özdemir,
    Nükleer Karşıtı Platformun etkinliğine ilgi göstermeniz sevindirici. Eleştirel bir yazı kaleme almanızı da takdirle karşılıyorum. Ancak, SOL hareketin kronik hastalığı olan “yıkıcılık” ile malul bir yazı çıkartmanız ne yazık ki eleştirinizi yapıcı kılmanın bir hayli uzağına taşıyor. NKP yaklaşık 2 haftadır kamuoyuna duyurular yapıyor. SOL Haber portalında yayınlanan 8 Ocak 2014 tarihli duyuruyu linkten okuyabilirsiniz: (keske dediğiniz gibi bu da “basından ragbet ” görseydi de basılı gazetelerde halkımızca okunabilseydi. Ne yazık ki sadece belli mecralar bu duyuruyu “gördü”)
    http://haber.sol.org.tr/sonuncu-kavga/nukleer-karsiti-platformdan-basin-aciklamasi-haberi-85678

    Bizi “metanet dilenmek” le suçlamışsınız.?!! – “nedamet” demek istediniz herhalde ? ama o da maksadınızı tam iletmiyor.. neyse ben sizin “insaf dilendiler” gibi bir şey kastettiğinizi varsayıyorum.
    Ki hakikaten bu bakışınız çok haksız ve yaralayıcı, mesailerini ve emeklerini samimi bir biçimde gönüllülükle ortaya koyan ve çalışan insanlara durduk yere kara çalıyor, kabaca aşağılıyor.

    Meseleyi tam kavrayamamış olmalısınız düşüncesiyle size ve okurlarınıza izahatta bulunmak gerekir :
    Duyuru yayınladığımız 8 Ocak’tan bir gün sonra, TBMM Japonya ile olan Nükleer Anlaşmayı 9 Ocak Meclis Genel kurul oturumunun bitimine 5 dakika kala ortaya çıkartıp 185 AKPlinin el kaldırması ve indirmesiyle bir dakikada onadı. Anlaşma 17 Ocak’ta Resmi Gazetede kanunlaşarak yayınlandı. Tarih tekerrürden ibaret oldu, zira 2010’da NKP, TBMM’nin nükleer anlaşmayı onaylamaması için kamuoyunu uyarmak amacıyla Beşiktaş Kadıköy arasında “vapur kaçırma” eylemi düzenlemiş, manşetlere çıkmış; sonuç değişmemişti. Ertesi gün TBMM, AKP çoğunluğunda el -indir -kaldır yoluyla anlaşmayı onamış ve kanunlaştırmıştı. Dolayısıyla 22 Ocak 2014 de TC Enerji Bakanlığı önünde, yolsuzluk ve rüşvet çarkının döndüğü bilinen bir adreste “insaf dilenmek” asıl daha çok aşağılayıcı olurdu..

    Japonya’ya bir mesaj iletmede ki derdimiz Japonlara burada nükleer enerjiye karşı görünmese de güçlü bir muhalif duruş olduğunu duyurmak. Plutonyum ihracatı meselesi üzerinden zaten Japonlar arasında tartışmalı hale gelen bu anlaşmayı 24 Ocak’ta açılacak Meclislerinde görüşme günü geldiğinde, Komunist parti gibi muhalif grupların eline Abe hükümetine karşı tartışmada mümkünse bir malzeme vermek.

    Metini kaleme alınış tarzını beğenmemiş olabilirsiniz, zorunda değilsiniz. Eksikleri, fazlaları da bulunabilir. Ancak halklar arasında bir ilişki kurulabilmesi için ortaya iyi kötü bir malzeme koymak gerekiyor. Bizim aklımız ve gücümüz bu kadarına yetti. Haklısınız, NKP den katılım azdı, çoğu emekçi ve çalışan üyelerimiz işyerlerinden izin alamadıkları için aramıza maalesef katılamadılar. Katılanların hepsi eylem alanından mutlu ayrıldı.

    Konsolosluk, bizim kendi Enerji Bakanlığı önünde yaşayacağımız olası/alışıldık itiş kakış tablolarının aksine bizi medeni bir biçimde kabul etti, bir konsolosluk görevlisi bizi dinledi ve verdiklerimizi kabul etti. (Bu arada yan otoparkta bir otobüs dolusu çevik kuvvet stand by da bekletildi, devletimiz “birkaç” nükleer karşıtını gerekirse susturmak için yurttaş vergilerini harcamaktan kaçınmadı)

    Şimdi Japon parlementosunun alacağı kararı merakla bekliyoruz, açık mektubumuz meclisteki partilere ulaştırıldı bile. Bu eylem bu ulaştırılan metni sadece görünür kılmak adına yapılmıştı. Konsolosluğa saldırmak gibi bir maksat taşımıyorduk. Mesajımızı barışçıl bir şekilde iletebildiğimizi ve mesajımızın ne kast etiğinin muhatap tarafından algılandığına inanıyoruz.

    https://www.facebook.com/nukleerkarsitiplatform sayfasına girerek bahis konusu mektup içeriğine erişebilirsiniz.

    Nükleer karşıtı harekete fikirleriniz ve kaleminizle daha etkili destek vermek isterseniz sizi aramızda görmek isteriz. Düzenli toplantılarımıza katılıp, görev üstlenerek bize destek vermeniz hepimizi sevindirecektir. Gençlerin kendi geleceklerini daha fazla ilgilendiren, görünmez ama gerçekten devasa nükleer tehlikeyi bertaraf etmek için mücadele saflarına bizzat katılmaları beklenir.

    size ve okurlarınıza saygılarımla,
    Oya Koca
    Nkp Istanbul 2013 yürütme kurulu üyesi

Comments are closed.