Cihangir kahvesinde bir Gün

Neden insanlar hep dik dik bakar. Çünkü suratları diktir. Dik bir şekilde yükselir ve yanlardan hafifçe eğrilerek bir maskeyi oluştururlar. Cinnetin maskesi nedir, ya da maskeler bir cinnetin gizlenmesi midir. Samimiyet gerçekten var mıdır, yoksa yalnızca bir ara sokaktan geçerken eskaza mı rastlayabiliriz ona. Her halükarda bir şeyler var demektir bu ve dolaysızca bir üzünç kaynağı yaratmaya gerek falan da yoktur diyebiliriz.

Ancak gün karanlıktı, rüzgar lodosa çevirmişti Boğaz’dan bu yana esiyordu. Denizden esen rüzgar da hep sert olurdu ya yanına yeni ve pıspırıl bir şeylerinden almak istediği için hafifçe üşüyordu. Hafifçe üşümek, tabii ki ince bir kürk ceketin altındaki bir çift bluzun altında titremek manasına gelebilir. Tanrı korusun ki yalnızca bir müddet burada duracaklardı, daha sonra kapalı dans edebilecekleri bir mekana girecekler ve ne kadar kurtları varsa dökeceklerdi. Neden olmasındı ki, neyden izin istemeleri gerekiyor olabilirdi.

Başlarına bu yozlaşmış seküler hayatın bütün bunalımları geldi, yahut da ne bileyim mutlu bir geceden sonra evlerine vardılar tarzı naif ya da Samanyolu TV’nin tarzından acımasız bir kötü son çıkarmayı beklemek tabii ki bu hikayenin gidişhatına çok uygun görünebilir. Ancak allahtan ki ben meseleyi daha derinlemesine incelemeye meyilliyim ve daha okunabilir bir şeyler sunmak gayretinde olacağım.

Bu kişilerden bir tanesi kahvehanenin kapısında duruyordu, çiftimiz bir erkeğin belirişiyle beraber çiftlenerek kalabalıklaştı. Alabalıklar, alabalıklar neden hep denizde turnalar. Kornalar eşliğinde karşıdan karşıya geçtiler ve uzunca bir yolu katettiler. Kahvehaneyi arkalarında bırakarak yürümeye koyuldular ve önlerinde bir de ne görsünler, ufacık tefecik bir sokak köpeği. Kadın ufakça yere eğildi ve köpeğin başını okşadı, köpek de masumca sırnaştı ve bir öpücük koparmak istermiş gibi yaklaştı. Acaba köpeklerin insani güzellik gibisinden şeylere hassasiyeti var mıydı, kız bütün sürüm dökümüne rağmen fena sayılmazdı çünkü hani.

Neyse ki yollarına erkeğin bu bakışları altında daha fazla köpek sevmek istemeyen kızla beraber devam ettiler. Köpek arkalarından devam etsem mi fikrini gözlerinden okuyabildiğimiz kadarıyla aklının bir ucundan geçirse de çok geçmeden ona göre hem denize paralel bir sokakta bulunduklarından tatlı bir esinti kaçacak bir mayhoşluğa kaptırdı kendini. Kızla oğlan da beraber bu yolu katetmeye koyuldular diyebiliriz.

İlk soldan sonra bir kaç sokak geçip tekrar sola dönmeleri gerekiyordu. Ben bu satırları yazarken oralarda neler olabileceğini aşağı yukarı kestirebilsem de zannediyorum ki günümüzde mekanların asla yerinde durmamak gibi bir huyları olduğundan siz bu yazıyı okurken nasıl bir durumda olacak bilemem. Ancak onlar varmak üzere yola çıktıkları mekana geldiklerinde kapıda bir güvenlik görevlisiyle karşılaştılar.

Güvenlik görevlisi elbette ki artık eski zabıta memurları gibi ufakça kepli sorun çıkartan türlerden değillerdi, mızmız ve bir o kadar da izbandut tipli her an havlamaya hazır köpekler haline getirilmiştiler. Güvenlik görevlisi görevi yapanlar alınmasın ancak bu durum günümüzde ne yazık ki böyledir, bunun da sebebi damsız girdiği takdirde sorun çıkartan lavuklar değil mekanın kendi ambiyansının grotesk hazcıllığıdır. Bu konuya daha sonra değineceğiz.

Kızla erkek içeri sorunsuz olarak, izbandut güvenlik görevlisinin göz ucu işaretiyle girdikten sonra tasvirini ettiğimiz görüntüye benzer bir şey gözlerine takıldı. Mekan aynı anda hem steril hem de yoğun bir şekilde cümbüşlü bir kaynaşma hali içerisindeydi. Seksüel mertebesi dolu otobüslerinkini ansıtıyordu denebilir. Ancak yine de seküler dünyanın yol açtığı olanaklardan biri olarak girilmeye değer değildi diyemeyiz. Pek çok kişi bu türden kulüplere gitmiştir, gitmelidir de. Ancak yine de mekanda bir kalitesizlik sezilmiyor değildi. İçeri giren çiftimiz de üst başlarının ne kadar sırıttığını farkederek bunun ayırdına vardılar.

O anda kız sevdiği köpek gibi mahzunlaşarak içki bardaklarını göz ucuna getirir gibi oldu. Orada belki burada bir kaç zoraki dans etse bile sonunda kapaklanacağı hülyalarının derbederliğini atmış tatlı kalıntılarını bulabileceği bir şeyler arıyordu. Ne de olsa lüks ve sosyete katılımlara tabii değildiler, iki adet işinde gücünde hali vakti iyice insanlardılar. Ancak eşindeki kaynaşmaya dair istenç onda bir irkilti yaratıyor, ahmaksı bir hissiyat olduğuna kanaat getirdiği şeye peşinen teslim olmak istemiyordu.

Böylece belki saatler geçti, hiç umulmadık sanki sürüne sürüne geçirilmiş saatler. Daha sonrasında ise oğlan son gösterilerini yapmak için onu sahneye davet edecekti ki kız sahnedekilerin arasında aşina bir yüzü tanıdı. Çok eskilerden gelen aşina bir yüz ve bu onu bir an olsun irkiltti. Ne yapacağı konusunda şimdi daha da muallaktaydı artık. Dans etse bir türlü etmese bir türlüydü, ve sonunda zoraki bir ritm tutturur gibi oldu, ancak bu aşina yüz yalnızca ama yalnızca çaldığı enstrümana kilitlenmiş yere veya mekanın ücra köşelerine bakıyordu.

Bu gece de hüzünlü bitmişti dostlar, bu gece de kahramanlarımız için hüzünlü bitmişti. Kız da belki yarın akşam aradığı tatlı şeyin zaten hüzün olduğunun farkına varacak, ya da varamayacak kadar içmiş olacaktı. Yine de bu his onun peşini asla bırakmayacak ve kendini bir ikinci kadehe kadar saklıyor olacaktı.

09.01.2014

Advertisements