Bir garip adam

Bir kahvehane köşesine çekilmiş oturuyordum. Keyfim rahattı, kimse dokunmuyordu. Biraz soğuk da olsa üstümü iyice giyinmiş olduğumdan soğuğun da dokunmadığı yerinde bir deyim olurdu. Öylece çayımı içiyor, lütufsuz bir günün akşamını etmeye çalışıyordum. Henüz akşam üzeriydi ki o geldi, hemen karşımdaki masaya oturdu ve bacak bacak üzerine attı. Hemencecik bir çay söyledi ve bacaklarından birinin bileğine elini koydu, öylece bekleyedurdu.

Ne yapsa olmuyordu, o el o bacakta, o bacak da o baldırda durmuyordu ya. Neyse, yine de yapacaktı bu işi, olacaktı. Çayını söylemişti zaten, o da geldi. Öylece mağrur bakışlar içerisinde boşbeleş içiyordu ki az kalsın çayımı önümdeki kaldırıma doğru gülerken püskürtecektim. Yine de bu vakarlı duruşunda çay içmenin önemine verilen bir değeri de görmemek mümkün değildi, suhuletle izlemeye devam ettim.

O sırada bir garip arabacı yolumuzu kesedurdu, bize doğru baktı. Sonra soluna doğru baktı, sonra gerisingeri hafifçe dönerek yoluna devam etti. Ne yapsa nerelere baksa olmuyordu sanki de o da öylesine bir bakınıp gitti, biz de arkasından arabasının tıngırtılarını ve taşıdığı bira kutularının tenekelerini izlemeye koyulduk. Adamla da tam o sırada göz göze geldik, adeta vakarının sırrı çözülmüş, bütün mağrur bakışları bir anda yerin dibine geçmişçesine bozulur gibi olmuştu ki yeniden bütün haşmetiyle sırtını gerisingeri yasladı ve çay içme işine tüm adab-ı erkanlığıyla devam etti.

Ne oluyordu yani, bizim içtiğimiz çay değil miydi? Bütün bu olanlara bir türlü anlam veremiyor, çay bardağının gerektirdikleri arasındaki bütün malumatımı yokluyor, yine de işin içerisinden bir türlü çıkamıyordum. Ne yapsam, ne etsem bulamadığım bu şeyin gereksiz bir ukalalık olmadığına emindim. Ancak bu adamda da şöyle sahipsiz bir himmet bulunmadığı da söylenebilir denemezdi yani. Kendine malikti diyebirdik hani.

Neyse, bütün bu dalaverenin ortasında bir de solumuzdaki boyacının dükkanından fırlayan öfkeli müşteri, bizi yine birbirimize bakmaya zorlayacak bir duruma getiriyordu ki, bu karşıdaki adamın çoktan bütün dört gözü birden olaya dikkat kesildiğini fark ettim. Neler oluyordu bir adama, bir de olaya bakarak ben de bir hüküm sürmeye karar verdim.

“Yahu dün sattığın şeyi bugün 5 liraya geri alıyorsun be adam, buna düpedüz faizcilik, dolandırıcılık derler.”

“Ne dersen de, böyle. Yoksa vallahi de billahi de geri almıyorum malımı.”

“Bak hala vallahi billahi diyor, kıracağım kırık içerisinde bırakacağım bir tarafını şimdi.”

O sırada tansiyonun yükseldiğini anlayan bir kaç vatandaş iriyarı vücutları ile birden olayın içerisine girme fırsatını buldu. Tam o sırada yüzümü çevirdiğimde ne göreyim, bu sefer de bu garip adam hemen önümde, yanımdaki noktayla tam aksi yöndeki bir yer arasındaki bir hizaya bakışlarını sabitlemiş çayını içiyor. Bu kadar muallakta kalmaya benim de ömrüm yetmedi, ve hesabı ödeyip alelacele çıktım.

“Ne oldu abi, daha iyice otururdun?”

“Ne olsun be, şu karşıdaki herif tat bırakmadı ki.”

“Niye abi, oturmuş çayını içiyor işte. Hem birazdan kalkar.”

“Yok be birader, ben de ona tilt oldum ya zaten.”

Böylece bir kaç kuruşluk hesabı ödeyip kahvehaneden ayrıldım.

02.01.2014

Advertisements