Uyuklamak

Uyuklamak bir sırça köşkün içerisinde herşeyden habersiz bir şekilde, uyuklamak sanki dünyada kendi rahatımdan başka bir şey yokmuş gibi. Sanki dışarıya çıkarılması gereken bir balkon, bir kaç gardrop ve bir de soba, daha sonra bir kaç kedi ve bir kap da mama. Bunlar eğer ki dışarıya çıkartılabilirse bir de kitaplarla dolu bir dolap. Sonra yeniden rahat bir nefes ve unutulmaz tadta bir çay, kahve gibi kem, kahve gibi sert.

Sonra ne mi, sonrası tatlı sert. Uyuklamak sanki bulutlardan başka bir şey beni bu gece avutamayacakmış gibi. Öyle acıklı acıklı da değil hani ha, şöyle sere serpe uzanarak. Sonra bir al yanaklı prensesin yarım yanağından öperek uyanmak, biraz da koltukta kanepede uyuklamak. Sobaya bir kaç mandalina koymak.

Böylece geçemez miydi günlerimiz, neye yeterdi ki bunca hayat yaşanmadıktan sonra tatlıca? Bir kaç plak koydum ve penceremden dışarısını seyre daldım. Bir kaç martı kapkara gökyüzünün üzerinde benim sarı ışıklı salonumdan dışarıda gözüküyordu. Yerde uyuklayan kedilerimden biri yuvarlanmaya çalışarak uyanıyordu. Ne yapsam bilemiyordum, bir şey yapsam mı ondan bile emin olmadığımı söyleyebilirim.

Ancak yine de uyuklamamakla uyuklamak arasında bir yerde keskin bir salvo yapmadan keskin bir bıçağın sırtındaymışçasına yalpalıyordum. Neden bunca dert ve de sıkıntı, insanların memuriyetleri ve bir de zavallı benlikleri, hırpalanmış benlikleri. Hiç biri mi yetmiyor usulca namussuz olmadan geberip gitmeye? Ne yapmak lazım ki daha başka, paragöz olmadan yaşamak için, daha fazla fazla etmeden üstelemeden kıvrılıp uzanmak için. İşini halletmek. Evrakları tanzim etmek, rüşvet yememek öylece uyanmak ve uyumak arasında kıvrılarak uzanmak için başka ne yapmak lazım?

Bana öyle geliyor ki bu hayat böyle gitmez, bu hayat böyle gitmez çünkü akıl kari değildir. Akıl karı olsaydı, akıl karı olsaydı bir kere bunca kokusu çıkmazdı. Halının altındaki çöplüklerden salonumuzu göremez olmuşuz, neye yakıştırayım başka bilmiyorum. Elbet bir salonu dahi olmayanlar vardır bu dünyada, onları da duyuyorum ya. Onları kullanarak gariplerin, üç kuruşu olanların etrafına kenelenenlerin gadrinden korkulur mu. Korkulur mu korkulmaz onu en iyisi ben biliyorum.

Bugün biriz, yarın on biniz ertesi gün ölür müyüz ölmez miyiz onu da bilmiyorum. Ancak şunu iyi biliyorum ki bu iş yaş, bu iş öyle yaş ki kuruması mümkün değil. Petrol dök üzerine yak, öyle sarhoş bu iş. Bırak küfelik olsun, bırak kurtlar yesin, bırak damdan düşsün öylesi bu. İyisi mi şu koltukta biraz daha bugün uyuklamak, belki bugün de akşam olur. Kedilerim olur, mamaları olur. Biz de bir rahat yüzü görür müyüz, göremez miyiz. Onu da allah bilir artık.

01.01.2014

Advertisements