KTSB için bir kısa manifesto/Gürültü ve Gümbürtü (the Noise and the Rumble)

Oğulcan Yiğit Özdemir - Kaplumbağların Terbiyesi (terbiye-ül arz-ı endam) isimli başyapıt.Bir gümbürtü nedir? Öncelikle, herhalde söylenebilir ki, “kopan” bir şeydir. Peki, burada aklımıza gelen ikinci soru, bir gürültü nedir? Gürültü, süregiden, belki de bir “Gümbürtü” tarafından kesintiye uğratılması, “koparılması” gereken bir şeydir. Peki gürültüye karşı gümbürtü dediğimizde, yani yatay olarak uzayan bir gürültü eğrisini dikey olarak kesen gümbürtüden bahsettiğimizde, sanat bunun neresinde duruyor? Süregiden eğriyi besleyen noktada mı, ya da onu dikey olarak kesmesi gerektiğini düşündüğümüz noktada mı? Bize kalırsa, sanat, bir kesinti ve açılış, ki kopuşun ardından gelen bir şey olduğunu düşünüyorum, anıdır.

Bir eser bazında mı değerlendireceğiz peki bunu, yoksa bir, popüler deyişle “Sergi/olay” bazında mı? Bize kalırsa, bu, bir sergi/olay bazında gerçekleşen bir şey değildir, ama bir eserle dolaysız olarak karşılaşma esnasında da kesinkes gerçekleşeceği söylenemez. Dolayısıyla, bizce, gümbürtü, eser tarafından kopartılmasını beklediğimiz bir “olasılıktır”.

Neyin olasılığıdır peki, eserle karşılaşan biri ansızın bir aydınlanma yaşayıp ertesi gün gideceği işini mi bırakacaktır? Yoksa, eser çoktan işsiz biri tarafından karşılaşılmışsa bu kişi anlaşılmaz, veya iyi bir bir ihtimalle anlaşılır feryadlarla sokağa mı koşacaktır? Hayır, bize kalırsa,

burada “ayırdetme/reservation” diyebileceğimiz bir şey söz konusudur. Sanat eseri, çoktan kopmuş ya da belki de kopabilecek bir “Gümbürtüyü” izleyicinin zihninde “ayırdetme/rezerve etme” yetisine sahiptir, bize kalacak olursa. Gürültüden kopulabileceğine, bir Gümbürtü’yle kopulabileceğine, ya da çoktan kopulmuş olunduğuna dair bu izlenimi verebilen sanat eseri, belki de “başarılı” kabul edilebilir.

Mesela, didaktik olarak kabul edebileceğimiz, gündelik yaşantımızda farketmediğimiz parçaları bütünselleştirip bize bir düşünme alanı sunabileceği iddiasında olan bir eser bir Gümbürtü koparma yetkisine sahip midir? Söz gelimi bir Martha Rosler eseri, ki gündelik reklamlarda çizilen masumane dünyaların arkasında hangi kötücül “realitelerin” yattığını bize farkettirme iddiasındadır, bir Gümbürtü kopartabilir mi? Bize kalırsa, kopartamaz. Peki neden? Çünkü bu tip bir eser, gürültünün süregidişinde “bir ihtimalle” bir ayraç açar, ancak bir Gümbürtü “kopartamaz”, çünkü başka bir oluşun olabilirliğine dair düşünme yetisi bu tip bir eserde ‘yoktur’. Herhalde bütün Brechtyen tiyatroyu bu şekilde mahkum edeceğimizi düşüneceksinizdir, belki edebiliriz de. Ama gerçek şudur ki, didaktik bir eser gürültüde bir ayraç açmasına rağmen bir Gümbürtü ihtimaline dair fikir vermekten uzaktır.

En iyi ihtimalle süregiden gürültünün kötücül yan etkilerine dair bizi korkutabilir, ki bu korkutma stratejisinin de mütereddit bir Polütbüronun yandaş toplama çabasından mütevellit olduğunu düşünüyorum. Buradan Polütbürolara karşı olduğumuzu anlarsanız ise üzülürüz, ancak Tarih bize mütereddit radikallerin düştüğü komik durumlar ve sanrılarla (yapıcı olmayan sanrılarla) ilgili şu geçtiğimiz yüzyılda yeterince örnek vermiştir diye düşünüyoruz.

Şu son geçtiğimiz yüzyılın bilhassa son çeyreğinde Güncel Sanat adı altında sergilenen, Bienallerin başköşesini oluşturan ve bugün de bilhassa “karşıdevrimci/troşko” diyebileceğimiz siyasetçi/düşünür/sanatçı vs’nin başvurduğu “üretim tarzında”, bundan başka bir şey, yani gürültüde bir ayraç açmaya çalışan, ancak bir Gümbürtü (ki Sansasyon asla değildir; sansasyon, en iyi ihtimalle, bir “Gümbürtü Taklididir”) koparamayacak kadar ürkek binlerce eser ki samimiyetlerinden şüphe etmekte de haklı olduğumuzu düşünüyorum nerede duruyor peki? Bize kalırsa bugün, Bienallerle beraber atabileceğimiz Tarih Çöplüğünden başka bir yerde durmuyorlar, çünkü bir Gümbürtü kopartmaya cesaretleri yok. İnternet faturalarını sergileyen biri, bir Gümbürtü kopartmaya muktedir midir? Yoksa sanatçının hepimizin içerisinde bulunduğu gürültüyü işaret etmekten başka bir görevi olmadığına kani bir korkak mı?

Bizce bugün, düşünülmesi gerekenlerden biri de budur, hele hele anti-estetik (Ki Gümbürtü duyumsanabilir bir şey olduğuna göre kendini kabaca “estetik” diyebileceğimiz şeyle bize ulaştırır) tavrın popülarize olduğu ve sanatın gitgide sterilize edildiği, sanatçının risk alma beceresinden uzak basit bir duyurucuya dönüştürüldüğü günümüzde. Dolayısıyla biz, eğer basitleştirmek gerekirse, Martha Rosler’a karşı François Villon’u, Brecht’e karşı Joyce’u, Repin’e karşı Braque’ı tercih ediyorum, ve bunun sebeplerini de yeterince açık ettiğime inanıyorum.

İyi günler.

Advertisements