Mûzikli Otobüs Yolculuğu/Musical Bus Vacation

ASCENSEUR POUR L’ECHEFAUD
-Nuit Sur les Champs-Elysées-
.Taksim/Hâliç.
Trafik var. Tıklım tıkış bir iş çıkışı, tabii yolun geliş tarafı henüz pek kalabalık değil, ben Küçükçekmece’ye doğru yollanıyorum. Otellerin ışıkları otobüs hareket ettikçe akşamın karanlığında uzun bir hülyaya dalar gibi yolun üzerinden kayarken yağmur damlalarını andırırcasına sessizce akıp gidiyorlar. Korna sesleri camlardan sekip yorgun İstanbul ahalisini eve kadar uyuyabilmeleri için yalnız bırakıyor. Tarlabaşı’nda olan bitenle ilgili kapı önündeki iki çocuk birşeyler konuşmaya çalışıyor, birisi meselenin aslını bildiğine ötekini inandırmaya çok hevesli, önceden müdahale etmeyeyim diyordum ama dayanamıyorum “Restore edilecekler”, hayır otel yapılacak diye çıkışıyor hevesli olan, “Eee, restore edilmesi otel yapılmasına engel mi?” diye cevabı yapıştırıyorum. Onlar konuşmalarını devlet dairelerindeki sıralarla ilgili yakınmalarıyla devam ettirirken ben Boğazı seyre dalıyorum, trompetin alacalı sesi balıkları ürkütmeden sessiz ayışığının üzerinde ketûm bir şekilde çalkalanıyor. Dolapdere’den Halice inen yol ne kadar da güzel, biz tam aşağı inerken müzik de bir crescento yapıyor.
“İsyan etmeyene ekmek yok” diyesim geliyor çocuğa ama, boyumdan büyük kaçacağını farkederek vazgeçiyorum, bu sırada Halicin eski korkuluklarına tutunarak köprünün sonuna gelmiş bulunuyoruz…
-Assasinât-
.Hâliç/Unkapanı.
Yandaki yeşil gözlü kızla hafiften kesişiyoruz. Daha alt geçite gelmemişiz, Aksaray’a kadar trafik açık ama…
Balatın kenarından sekip yokuş yukarı çıkarken eski yapılar gözüme takılıyor. Onlarla ilgili bugün üzeri örtülü ne de çok hakikat var, yanlarından geçip giden yürüyüşleri, tanık oldukları siyasal olayları, aşkları düşünüyorum. İnsana acı veriyor bu, bir peçe örtüyorlar tarihin üzerine, eskiden de yapıyorlardı, şimdi de yapıyorlar. Halbuki biz bilmiyor muyuz, biliyoruz, ancak, bildiğimizi bilemiyoruz; bana öyle geliyor. Cenaze alayı gibi kalkıyor bugünler önümüzden, bütün bunları bilmeyince, ama Tarih hava kaçırır. Buna inancım tam.
Unkapanı durağında epey binen oluyor, ahali yine bir o kadar yorgun, bir o kadar bitkin, bayat balık gibi etrafında göz gezdiriyor. Nohut pilavcıların etrafı da tıklım tıkış, pirinç de ne bereketli bir şeydir değil mi. Yedikçe çoğalır gibi gelir. Doğu’da az bulunduğundan çok değerlidir, ancak ağaların bol pirinci olurmuş derler. O da olursa 10 çuval, 20 çuval.
Kenardan sarkarsak eğer kadınlar pazarına çıkarız, etrafı kebapçılarla doludur. Gün boyu lastik ve kebap kokusu, kadın donundan illallah gelir. Başka bir vesileyle kıymete biner halbuki. Alt geçitten aşağı yuvarlandığımızda buraya kebap kokusu gelmez tabii, olsa olsa terli çocuk kokusunu hatırlatır. Yeni pisiklete binmiş dağ bayır dizginsiz süren bir çocuğun neşesini düşünsenize, ne de vahşidir. Şu Unkapanın’dan Vatan Caddesine yuvarlanan motor seslerinden daha bile vahşîdir. Yeşil gözlü kız bir daha bana bakıyor, ne de iyi yapıyor, ne de iyi yapıyor…
-Finâlé-
.Unkapanı/Vâtan Cad.
Işık bu sefer bir Kürt kızının saçları gibi uzuun uzun tarıyor Vatan Caddesini. Sakiniz, Aksaray metrosundan köşeyi dönüp yollanmışız, bir yürüyenler bir yürüyenler. Bir uzun yürümeye mahkum edilmiş gibi insanoğlu Vatan Caddesi boyunca…
Menderes ilk yaptığında da şaşırmışlar uçak mı indireceksin bu kadar asfalta diye; zaman Menderes’i haklı çıkarmış, Menderes de zamanı. Çok güzel bir işbirliği yapmışlar Menderes ilé zaman. Zaman dediğim tabii Vatan Caddesi gibi başı .ötü belli boylu boyunca bir iş günü gibi uzanan, o meseleyi Unkapanı’nda kapattık. Tıngır mıngır ilerlerken tabii uzuun bir elekten eleniyor insanın düşünceleri de şu İstanbul göğünün altına silkeleniyor. İnsanların başında bir dert bir hülya olup bitiyor.
Ara sokaklardan Aksaray’a çıkılır, dayımın bürosu da oradadır. Ne de sinirli bir adamdır dayım, ne belalı müvekkillerle uğraşır. Bir defasında… neyse, anlatmayayım. Uzun hikayeler bunlar. Vatan Caddesine dönersek, dünyanın merkezinin kendisininkinin başında olduğunu ispatlamaya her uygarlık kadar hevesli Osmanlı da bu yolun başına böyle bir abide dikmiş. Süslemeleri güzel olmakla beraber, küstahlıktan hafif de kararmış.
Kaldırım taşlarının bir ritmi vardır. Yeni bir Migros açmışlar, yakından dinlerseniz bu taşların mırıldandığı “alış-veriş, alış-veriş” seslerini duyabilirsiniz. Tavla oynayan biraderler ve havuz başına çökmüş amcalar, ve türbanlı sevgiler, sevgiler, sevgililer. Vatan Caddesi’nin yolu uzun ama biteceği ta başından bellidir, Vatan Caddesi de işte böyledir.
-Halkalı’ya kadar devam edecektir.-
Yiğit O. Özdemir
6/3/2013.
Advertisements