“Ze Beau N’ûit, M’Peré”

Diyordu Yılmaz Güney, Kadir Savun’a bir genişçe çadırın ağzına bağdaş kurdukları sahnesinde. Böylelikle ki Yılmaz Güney’in filmleri aynı zamanda da Çağdaş sinemanın olamasa bile, en azından Modern Sinema Tarihinin en keskin kopuşlarından birini gerçekleştiriyordu: “Tu compendré, François?” diye sorduğunda bir Züppe, Kadir Savun’a o yaşlı adamcağıza, ki her zaman bir İngiliz yosması da olmayabilir Yılmaz Güney’in, her zaman cevabı şu olmayadabiliyordu: “Şrreeeek,” yani, “Shreéék…”

Bir camın anahtarla çizilirken çıkardığı ses. Bir camın ince uçlu bir klavyeyle çalınırken çıkardığı korna sesi. Kornalar, kornalar ve kornalar ve Yılmaz Güney üçüncü defa sormaz: “Es ist a beau Nacht, nicht?” Yani: “bu iyi bir Gece, değil mi Baba.” Son zamanlarda Alman Romantizminin en kılişe olamasa bile en azından Romantizmler arasında yağmaya kapanmış yerlere gözlerin hemencecik de dikilebilmesi fenomeni çokça meşhurdur, ve çok da önemli değildir bana kalacak olursa. Ancak, sinemadan çakmadan da bir şeyler söylenebilebiliyor olması da hakkında; en azından bu anahattar sesinin “Cirreékk,” değil, “Ciirryreek, hiç değil.” Ancak, “cirreeeeeéK” olarak da yazılabiliyor olması, altyazıyla, Türk sinemasının yararına olacaktır kanaatindeyim.

Nurullah Bey’in de demiş olduğu gibi, en iyi sinema, ölü bir sinemadır. En bir iyi ölü ise, bir filmi yapılabilmiş olandır. Yani, aynzeynişıtayniyen bir si-ne-ma.

Sinema.

“Altyazı.”

sınema-. (Mercî, M’Peré.)

26.08.2013

Advertisements