Mimar Kemaleddin Bey ve Antonio Cosentino’nun son sergisi: “Evrenkent”

Evrenşehiri bilmiyoruz. Evrenkenti unuttuk. Ancak Antonio Cosentino’yu tanıyoruz. Peki, Antonio, sen, bize Evrenşehirin bir Portre resmini yapabilir misin. Yani kentler suratsız olurlar anladık ancak, sen bize bir kente, surat çizebilir misin diye sormuyorum onu Mimar Kemaleddin Bey 90 sene Evvel yaptı. Sen bize bir kente Suret boyayabilir misin? Ben sana bunu soruyorum. Ben sana bunu soruyorum çünkü sen bunu biliyorsun ve ben adımı basarım ki bunu da Antonio Kosentino yapabilirtir.

Bu şekilde ki Antonio bize ancak bu kentin anahtarlarını, bu yaptığı sergilerin, yalnızca bunu değil hiç birini bile değil ancak, bu hariç bütün bir hepsine maruz kalmış biri olarak söyleyebilirim ki Antonio, sen bir kişiye resim yapmasına öğretebiliyorsun. Bunu biliyoruz, çok da iyi biliyoruz. Peki, sen bir “şahsa”, resim yapmasını unuttura da bilir misin? Yoksa, sen Ressam değilsindir. Mimar/Amele/Ressam- yani, bir heykeltıraş. Hem de en iyisinden. Ancak yontmaya korktuğundan resim yapmak zorunda bırakıldığına İnandırılmış bir ressamdır Antonio Kosentino, en azından ki bana kalacak olursa.

Ancak ben bu mesele fazla uzamasın, açıkçası bana da kalmasın, Allah’a havale edelim istediğimden diyorum ki Antonio, sen bize, Gökyüzünün portresini yapabilir misin. Çünkü bunu yapabildiğin takdirde diyeceğizdir ki:

Ha, resim yokmuş. Ama iyi ki Antonio Cosentino gibi bir heykeltıraş varmış.

Ondan sonra ki belki, bir Türk resminden bahsedebilir olacağızdır. Çünkü Türk resminin adı Tarihe ermenice harflerle yazılmıştır. Ancak, türkçe yazılarak. Yani, Katoliklere rağmen, ve onların hilafına resim yapabilmek. Aslen heykeltıraş olmaya karar verdiğimiz takdirde mümkündür. Biz eğer ki bir Amele/Ressamsak, Rafaelizdir. Biz eğer ki Mimar/Ressamsak, Mikelanjızdır. Haaa, ancak bir biz biz bir bir Amele/Ressam/Mimar’sak:

Yoksa arkadaş biz, heykeltıraş falan mıyızdır? Yani, neler oluyoruz bize,

Anlatabiliyor muyum Abdullah?

375019_10151501266288681_1777167858_n

Şimdi, bu Evrenkent nerede durmaktadır. Burada tek tek binalar mı vardır, yoksa binaların toplamından oluşan bir Kabir mi vardır. Yani mezartaşsız binalar, Mezarlıksız bir şehir, kenttir. Ancak, kentsiz bir mezarlık, yani böyle bir şey zaten olabilir mi ki hiç? Ben ki Anıtkabir’e hiç gitmemiş bir kişiyim, yani, gidip Anıtkabir’i yakınen görmedim. Televizyonlardan izledim, fotoğraflarını gördüm, resimlerine baktım. Ancak yakınen görmedim. Peki o zaman sanki Abdullah bize burada şu soruyu soruyordur, sankî: Ben Anıtkabir’e vardır diyebilir miyim?

Seyirciye sanki bu benim hiç bir gitmemiş ve katiyen de görmüş olduğum isnadını da kabul etmeyeceğim bu sergide Anton, artık seyircisine bir şeyler yapabiliyor olması için izin veriyor olmayı bırakmış artık, bir şeyler yapabiliyor olmak için izin istemektedir. Yani, istemek için soru sormaktadır Anton ve tam anlamıyla bir Protestan ahlakına işaret etmez bu. Çünkü Protestan gözü çıkartır, sonra da eline alıp bakmadan atar. Katolik ise bakar, ve gerekirse de, saklar. Yani, görmemiş de olabilmek için. Çünkü herşeyi gördüğümüz takdirde, ortada resim kalacaktır, ancak, bir tuvale boyanmamış olduğu haliyle. Yani bir tuvalden boyaları kazınmış olacak ve sathi bir mücadeleye mecbur bırakılmış olacaktır.

Benim Anton’la kişisel tanışıklığım 4 sene öncesine dayanıyor. Ancak, Anton’un şahsı beni hiç mi hiç ilgilendirmez, resimlerine iyi demek için. Bir şahsı sadece o şahsı tanıdığım için övemem. Ancak bir şahsı da sırf tanıyor olduğum için de, onu övme hakkını benden alamazsınız. Ne diyordu Montaigne, “Peki bana, Güzelliğin resmini yapabilir misin, Abdullah?”

Yani Montaigne diyor ki, değil. Mealen bir şey anlatmıyoruz, hakikatten anlatıyoruz. Yani, Montaigne diyor ki: “Bana, Güzelliğin resmini yapabilir misin, peki Abdullah?” Yani, çok çirkinliğin resmini yaptın, ve biz artık bunu yedik. Yani, Marksist anlamda söyleyecek olursak bilinç düzeyine çıkartabilmeyi başardık. Peki Anton, seni biz, karaya atsak. Yüzebilecek misin?

Balık adam olmazdan önce, önce adam olmak lazımdır çünkü. En azından, bana kalacak olursa.

İyi ki de kalmıyor Anton’cum. İyi ki de kalmıyor, haydi.

Eyvallah.

Yiğit İnceli.

28.08.2013 01:38 Am.

Advertisements