Leyla ile Mecnun’un cesedi neden kaldırılamadı, Uzun pantolonlar, kısa akıllar ve Ankara Belediyecilik Hobisi

Image

Cihat Burak, Sütûnlu Natürmorté; 1964.

Cihar Burak’ın meşhur bir öyküsü vardır, öyküde bir Baraj’ın açılış törenini anlatmaya başlayan Burak, sanki, öykünün sonlarına doğru bir kaç paragraf sonrasında gelecekten gelen ve gaip bir ses duyar olmuş, sonralara doğru öyküsünün içerisine, Uluslararası basından bir kaç karakter ve gazeteci motifi yerleştirip bunları da hep beraber Baraj açılışı sırasında yapılan konuşmaları izler ve izdihamı da görüntülerken bize sunma fırsatın bulmuştur. Ancak, işin gaipten sesler kısmına gelince, sanki, Cihat Burak şöyle bir ses duymuş gibi olur: “Offf, yine Aziz Nesin tipi eleştirmeci edebiyat, sıkıldım yahu Belediye seçimlerinde oyumu Akp’ye veriyorum işte var mı. Bedava su hizmetleri var…”

Evet, 10 liralık su faturasını ödememek için AKp’ye oy veren bir mahalle halkını anlamak ve anlayış göstermek üzere kurulmuş ve cesedi de defnedilmeye hazır, Avâre filminin bir ’54 çekiminin yanında bekletiliyorken, olabilecek tek şey şudur ki eğer ki bu Leyla ile Mecnun dizisinin DVD’si şöyle bir AVAre filminin şerit bant kaydının yanında durarken, filmden hiç mi hiç anlamayan bir Müezzin, yahut da ne bileyim, bir İmâm  falan gelecek olsa diyebiliriz ki yerde alacağı ilk şey, Şeytan taşlamak üzere tutulmuş bir çakıl taşı olabilir ancak. O çakıl taşını da, Müslüman değil, İslam edebiyatı içerisinden çokça bildiğimiz Ebabil kuşlarının ağzındakilere benzeyecektir herhalde.

Kendisini ebabil yerine koyan bu kuşlarımız, hemen ki bu yanarlı dönerli taşlarını alırlar ve TRT binasının en üzerine zıplarlar, orada gördükleri ilk şey olan Takım elbise giymiş olan organgutanların (hoop, arkadaşım, Türcülük yapmayalım 😉 tepesine bir gazoz kapağını alıp onu bırakmak isterken düşerler ve, Tanrı‘nın helakından bu inim inim korkan Takım elbiseliler gürûhu, sanki bu binada daha önce hiç bir TÜYAP sergisi yapılmışmamış, sanki bütün bu Çevre halktan insanlar bu sergiye hiç ama hiç gelmemiş, gelse bile kitaplara bakmamış ve nefret etmiş, çünkü tek sevmiş oldukları kitap kur’an-ı Kerim olmuş gibisinden bir havayı bütün dizilere ve programlara enjekté etmekte, hatta da bu 7/24 pembe yayının adını da “Halkın Gerçekleri” koymuşlarmışdır.

Halkın Gerçekleri programında neler var neler: Ceylan yiyen kaplanlar, Kaplan yiyen Baykuşlar, Baykuş seven Sırtlanlar ve tabii ki Sırtlan öpen yer elmaları. Eh, o da İslam‘ın hakikati herhalde değil mi: Bir yerden bitme Cüce, hani Velazquéz‘in ünlü “Nedimeler” tablosunda vardır ya, kenardaki üçlü hatun nev’i-ne bir şekilde eteklerini tutarak yardım eder, bizim pek Müslüman bürokratımız da en nihayetinde bu cüceyi bir yer elması sandığından; Sonunda bu Cüceye konuşmaya başladığında da kızma kuvvetini kendi İdeolojik muhtevasının dar perdah nev’in-den göremediğinden diyebiliriz ki, bu yer elmasına kızacak olduğu takdirde kendi büyüklüğünü küçüğe düşürmüş ve bir küçük su işi için TRT binasından çıkar çıkmaz, hemen içerideki sol köşeye dönme cesaretini göstermek yerine gidip özel makam Arabasının yanındaki çalılıklara yaparak bir de yüksek bir “OOOOOOÂaâHHHH,” sesi çıkarttıktan sonra, bütün bunları duyan ve de işiten ve de hakikatten de AKP‘ye oy, vermemiş bir Garçon‘un AKP‘nin oyunlarını nasıl olup da düşürebileceğini kestiremez, çünkü onun gözünde de Garçôn; daha önceden kesinkes katillik yapmış bir “Uşaktır. Yani parası verildiği takdirde size gazoz getiren bir makine, Birisi 80’ler mi demişti?

2.

Böylelikle ki bizim Gazetecilerimiz ve Uluslararası Basınımız, evet “bizim” Uluslararası basınımız Almanya’dan Ameriga’lardan falan iş yapan güleryüzlü vatandaşlarımız yâne, diyebiliriz ki, bir havliyle ve can derdiyle, artık sadece 10 liralık su faturasını ödememek için AKP‘ye oy veriyor olmaya kalkışmış Halkın, bir dosdoğru portresini çekiyor olunmasının farkına vardırılması raddesine kadar gelebiliyorlardır en bir iyi ihtimalle, yani, eğer ki silahlar doğrultulmayacak olursa. Ancak şöyle de bir diyalektrik hakikatimiz vardır ki, bir halk kesinkes doğruyu söyleyebiliyorsa, aynı zamanda yalan da söyletilebiliyorca da olabilir.

Lafı kısa keseceksek bu ödenmemiş elektrik faturaları ve su faturalarının sayaçlarının hâiz bedelleri ayniyle AKP‘ye giderken, bir AKP’li de gidip halka ya biz fatura ödememek için AKP‘ye oy verdik yalakalığını yapanrak, HALKİN cebine 5 liralık bir bayram harçlığı sıkıştırmakta, Halk da hakikatten 10 liralık su fatırasını ödemiş olmasına rağmen, çünkü sonuçta Yasaya asgari de olsa bir saygısı vardır ve hem de Mahallelinin ağzından hem yurttaştan hem de Allah’tan korkabilen bir tarafı da hala ki şükür yaradana kurbân vardır. Böylelikle ki bizim Halkımız, hem 10 liralık su faturasını ödemiş, hem de ödemedim dediğin için AKP isimli bir şeyden 5 lirasını kapmış, ondan sonra yanında da Belediye’de bir İş bulmuş ve Belediye’de bulduğu İş’in adı da Melih Görkçek olmuştur.

Haydi iyi seyirler.

cihat burak başkomutan

Arshile Gorkî, Baş Komutan (Agonieé), 1975.

19.08.2014 08:51:43:097

Advertisements