Aside

Charlie and Be-bup revisited; A Stakhanovist re-visit: “Semadaki en MAVİ Kuş: Charlie+Pârker/The bluest BIRD inn the SKY: Charles Park’er.”


AMAGNUMIG_10311565097 From Left to Right: Phil Woods, Henri Texier, ve Phil Woods ve Shan Parker'ın kızı Aimeé. 1968.

Soldan sağa: Phil Woods, Henrî Texier ve Phil Woods ve Shan Parker‘ın kızı Aimeé. 1968.

Gece 1

decorative

New York’ta ışıklı bir gece yarısıydı, yıllardan 1944.

Dizzy: Dostum Charles, Vizemiz olmadığı için paramızı vermiyorlar, sanırım başka kapıyı çalmamız gerekecek.

Charlie sustu, Gözleri 5. Caddenin kenarında yaylanan kızın kalçalarına takılmıştı; hem kafası da henüz dumanlıydı, aylardır süren para ihtiyacını unuttu unutacaktı.

Charlie: Neyse, yürümeye devam edelim…

5. caddeyle 16. Caddenin kesiştiği sokaktan içeri girip Buddy’den kendilerine olan borçlarını içkiye tahvil etmesini isteyeceklerdi, kirayı zaten bu ay da ödeyemeyeceklerini bildiği için en azından gecce rahat uyumak istiyordu. Gıcırdayan yaylı kapıdan içeri girip Tezgaha yakın iki tabureye oturdular.

Diz: Nasılsın Bud?

Bud: Aynı, senden?

Diz: Bir değişiklik olmazsa sonumuz kötü. Charlie’nin gözü pencereye takılmıştı Yağmur başlıyordu, iyiden iyiye hüzünlenmişti.

Charles: Bu akşam bize ne ikram edeceksin, Bud?

Bud: Milk Vodka?

Diz: Rus’larla aramız şu sıralar iyi, değil mi?

Charles: Ben de alırım.

O akşam sahneye beyaz bir grup çıkacaktı, Max Clayton isimli bir yavşak saksafon çaldığını zannederek bir ton paralı asalağı eğlendirecekti biz de izleyecektik, sözde. Blues‘un bu hale geldiğine inanamıyorum, babaannemin dilindeki ezgileri unutmamak için her gün pratik yapıyorum. O tozlu rafları nasıl da titretirdi inlemeye başladığından sonra, Uncle‘ın piyano’da çaldığı o basit melodiler, sallanan sandalyenin ritmine ayak uydururken ki naifliği (naivité), hepsi gözümün önünde hala unutmamak için her gün pratik yapıyorum. Liseden beri çalmamıştım, hah! İşte çiftlerimizden biri de teşrif’ ettiler…

Bud: İyi akşamlar, bayım.

Bay: İyi akşamlar Bud, nasılsın?

Bud: Sağolun, yeriniz hemen Sahnenin önünde…

Diz: Akmaya, başladılar ha?

Bud: Yarım saate sahneyi göremez halde olacaksınız, bu Max işini biliyor. İki ayda (monthly payment) kazandığı parayla Şehrin dışında kendine bir Ev tutmuş, kırıştırdığı kevaşe de şu az önceki çiftin hemen iki sağındaki masada.

20 dakika Sonra Bud haklı çıkmıştı, Salon hakikaten tıklım tıkıştı. Grup, çalmaya başladığında üçüncü Vodkasını yudumlayan Charles;

– Midem bulanmaya başladı.

Diz: Yapma, o kadar da fena değiller.

Charles: Taklitçi Orospu çocuğu. Birinci Savaş’tan beri blues öldü, Öldü diyorum; Louisé kendi elleriyle öldürdü onu…

Diz: (…) Hava kararıyor, gitsek iyi olur. Müzik başlayalı 20 dakika olmuştu ki kapıya doğru ilerlediler

Diz: İyi geceler Bud.

Bud: İyi geceler, dikkatli olun…

Charlie Parker çalmaya başladığında, Semada bir kuş havalanır mavi mi mavi; kanatlarını peşi sıra çırparken bizi de peşinden sürükler, biz de meyilliysek eğer. 1944-1945 Müzik İşçileri Sendikası Grevinde (1942-45 of the Worker’s Strike) ilkin uçurmuştu kuşlarını Parker, ya da en azından biz öyle yazıyoruz, kim bilebilir ki o güvercinin evveliyatını? Siyah oldukları için Vize alamayan ve New York’lu Müzik işçileri, böyle bir Grevle aynı zamanda beyazların domine ettiği piyasadan estetik bağımsızlıklarını da muştuluyorlardı.

Bebop‘un doğuşuna dair bugün bildiklerimiz ve gelecekte öğreneceklerimiz, bu müziği allayıp pullamaktansa bugüne taşımalı bana kalırsa, hangi kayış kopmuştu o gün ben de bunu soruyorum: 12 tonun karmaşık bir lirizm ve Pentatonik içgörüyle birleştirilmesi diyebiliriz buna; eğer teknik (techniqué) bir dille konuşacak olursak, ancak ben biraz da Siyah halk, bilhassa da tüm Dünya Vatandaşları için ne gibi bir Özgürlük isteğinin sesi olduğuna değinmek istiyorum Bebup‘un.

Klasik Batı müziğinin bu kadar zahmetsiz bir akış öremeyeceği zaten hep aşikardı, içli epik (epiqué) Çağrılarda bulunabiliyordu yoksulların türküleri ama, Bebop’taki gibi bugün yaşanan öznelliğe dair bir heyecandan yoksundular tabii olarak. Ama Avrupa‘da neyi tetiklemişti Bebop? Savaş Sonrası bütün müzik tarihinde, John Lennon‘un neresinde atıyordu Charlie Parker’ın béatleri mesela, cümleleri nerede kesişiyordu… Bu soruların Cevabı belki de aradığımız.

Gece 2

Diz: Charlie çabuk ol, konser başlayacak!

Charlie: Hazırlanıyorum, fakat lanet askıyı bir türlü ayarlayamadım.

Harry: Beyler çabuk olun, 5 dakikaya sahnede olmanız gerekiyor…

decorative

Bir Çarşamba gecesiydi, saat 11.00 suları Salon, ağzına dek dolu olmasa da sadık dinleyiciler ve Plak şirketlerinden adamlar oradaydı; bir kaç kadın, sevgilileri, yeni gelenlerVodkasını bir dikişte içip sahneyi kulisten ayıran perdeden içeri süzüldü. Işıklar yüzünü terletiyordu, davulda Roach vardı, ona güveniyordu. Aksakları iyi çekiyordu, Basçı ise son anda ayarladıkları bir Harlem‘li bir gençti, tedirgindi ama bunun, yetenekten kaynaklandığına inanıyordu.

Ve çalmaya başlalar; Laird Baird‘le sakin bir Giriş (introduction) yapmayı seçmeleri akıllıca olmuştu. İlk bir kaç şarkı aynı zamanda parasızlıktan tamamlayamadıkları Provaların devamıydı, bir kaç şarkıyla daha ısındıktan sonra 4. şarkı Chi-Chi‘yle nihayet tam giriş yapmışlardı, seyirci kilitlenmişti işte, Plak şirketinden adamın Notlar aldığını görüyordu. Terli parmakları ve Işıkla beraber kamaşan gözlerine rağmen bunu farkedebilmişti. Etkilemek için çalmıyordu tabii, ama kirasını ödeyebilse de fena olmazdı hani.

Diz: Dostum, 7. parçanın 4. akordu neydi?

Charles: Cmaj7, ama onun yerine Salt Peanuts mı çalsak diyorum. Hemen Hot House‘dan sonra, ne dersin? Geceyi böyle bitirmek hepimiz için iyi olurdu herhalde.

Diz: Sen nasıl istersen…

Roach’ın ilk Ritmleri vurmaya başlamasından itibaren barda bir kıpırtı olmaya bladı, daha önce provada da çalmışlardı bu parçayı, ama Salonda dolaşırken beklenmedik bir şekilde h duyulmamış ancak herkesin duymayı beklediği bir melôdiye dönüşmüştü birden Şarkı. Benzer Ritmleri başka şarkılarda da kullanmışlardı, mesela Cardboard‘da, ama Salt Peanuts‘ın heyecanında başka bir şeyler tınlıyordu, daha genç bir şeyler. Gösterişçi Trompetçinin Bluesundan sofistike bir Caza gelmişlerdi ama Salt Peanuts’ta daha taze bir Öfke vardı, sallantıya yakın bir şeyler.

Şarkı bittiğinde bütün salon şaşkınlık içindeydi. Provalarda da farklı bir şeyler yaptıklarını hissediyordurlardı ancak Şimdi durum daha farklıydı; melodi o kadar Lirik (lyriqué) değildi ve Akordlarla Ritm birbirlerini kesmiyorlardı bile, ancak öyle bir hamlıkla birleşmişlerdi ki Jackson Pollock‘un resimlerindekine benzer bir etkileri vardı. Ziller hiç bu kadar etkileyici değildi, daha zarifé olmaya dikkat etmişlerdi hep: Daha kırılgan. Ancak Yıllar sonra, 1945 senesinde, sanki artık saldırıya geçmiş gibiydiler.

Konser sonrasında Harry;

“Dostum o çaldığınız şarkının adı neydi öyle, bambaşka bir şeydi o parça, diğerlerinin çok ötesinde.”

Diz: Plaktan dinlersin artık, Charles içeride sözleşmeyi imzalıyor.

Charles içeriden gelir ve:

-Dostum Dizzy, çok yorgunum bir şeyler üflemem gerekiyor.

Diz: yapma Charles, bu haftalık bu kadar yeter.

Charles: Yapmazsam uyayamayacağım

Diz: Eve gittiğimizde konuşuruz..

Bir taksiyle Bardan hiç birşey içmeyip Ayrılırlar

Ve Salt Peanuts’la ritm nasıl Modern Resim’de tayin edici bir rol oynayıp, uslu Klasizmé Vahşi (savagé) Çizgilerle ilk darbeleri vurduysa, Davul da Modern Müzik’te öyle bir tayin edici rol oynamıştı. Kuvvetli üfürükleriyle öyle bir öttürüp parlatmıştı ki Charlie “Bird” Parker ve Arkadaşları, ne Çatı bırakmışlardı ne tavan, ve Sallan Yuvarlanın ilk yumruklarıydı şaşkın Seyircilerin yüzlerine inen.

Sabah 1

decorative

Konserve Çorba (soup) içmekten sıkılmıştı artık, Plak Şirketiyle anlaşmayı yapalı aylar olmasına rağmen hala parasını alamamıştı, eline geçen tüm para da joint ve heroine gidiyordu.

Diz, onu bu konuda uyarmış olsa da yola onlar olmadan devam edemeyeceğini hissediyordu. Henüz uyurgezer bir vaziyetteyken onu uyandıran şey apartman koridorundaki bir çiftin Bağırış çağırışı oldu;

Kadın: Siktir git evimden, artık seninle uyumak istemiyorum.

Adam: Bebeğim, bebeğim; fazla büyütüyorsun, altı üstü sohbet ediyorduk, ne diye bu kadar abarttığını anlayamıyorum.

Adam gayet sakindi, bu da onun yalan söylediğinin delâleti sayılabilirdi. Sikeyim, bu mahalleden de sıkıldım artık, biliyor musun? Düzenli bir hayata kavuşmak istediğim falan yok ama, Aahé! parmağım.

Siktiğimin konservesi! Öğleye kadar günlük ekzersimmimin Dörtte İkisini yapmış olmam gerekiyorYataktan kadın;

Charles, gelsene..”

– Geliyorum bebim…

(…) Apartmanların arasından Güneş Işıkları kırılarıla odamıza dolarken ben babaannemi hatırlıyorum. Yoksulluk içinde geçen çocukluğumda söylediği türküler hala kulağımda çınlıyor; merdivenin basamaklandan inerken yeni bir ritmlé kulağıma tekrardan çalınıyorlar sanki:

“Oh, cotton fields back home…”

Selma: Charles, neden üzgûn duruyorsun?

-Hiç, hiç bir şey yok.

-Var.

-Hayır, yok.

-Beni kestirip atmandan nefret ediyorum.

-Bebeğim, beni yanlış anlama ama, anlayacağını sanmıyorum.

-Charlie, charlie. Benimle Barda tanıştığın için basit biri olduğumu mu düşünüyorsun, değil mi?

-Değil misin?

Anlat.

-Küçükken, Annem yeni yıkanmış Çamaşırları düzlemeye çalışırken bir Şarkı söylerdi, Ama sadece bir kısmı hatırlayabiliyorum.

-Hangi şarkı?

-Şöyle birşeylerdi: Oh cotton fields back home..

When I was a little baby,

Mama would Rock me in the Cradle,

It was down in Louisiana;

Just about a mile from Texarkana.”

“In them old cotton Fields back Home…

Oo, when them cotton balls get Rotten,

You can’t pick o’ very much cotton;

In them old Cotton fields back home..” Bu şarkıyı n’asıl unutursun?..

-Bilmiyorum, unuttuğum o kadar çok şey var ki.

-Hadi Charles, uyuyalım..

Ve Öğlene kadar sevişirler.

Blues, unutuşun ve hatırlamanın hüznüdür, Be-bop ise Yeniden başlamanın, zulmün Nihayete ereceği Ölülerin Toplanacağı umudunun yükseldiği Modern zamanların Patlayıcı etkisini taşır, Fransız Devriminin (ré-evolucioné) Lirizmi ve Soylu Ahlaki değerlerindén ziyade, Rus Devriminin Proleter heyecanından; sıradanlaştırıcı moderné hayatın Tekdüze gümbürtüsünü Parçalama isteğinden doğmuş gibidir.

Bebop, Sanayi işçisinin önüne en Basit parçalarına kadar ayrılmış bir şekilde konan İş (workén) gibi Parçalara, Özdeş (homogénouse) parçalara ayırma isteğindedir Müziği; ve bu emeline Ritmi alet eder.

Bebop, New York’un şık (chîc) barlarında Orta Sınıf Beyazlara (whitey) Çalınmış bile olsa uzun bir süreliğine Parker, bu müziğin başka bir yere ve başka bir dinleyiciye ait olduğunun farkındaydı; bu yüzden bu kitleye çalarken yüzlerine bakmayı değil Sırtını dönmeyi tercih etti. Bu, onun, Müzisyenlerin artık Paralı bir kesimin Palyaçosu (‘arlequiné) olmak istemedini, Cazziğinin de bir maskaralıktan Fazla Bir şey olduğuNu söyleme Şekliydi, Proletér Bilincinin isyanıydı.

Gece 3

decorative

Charles, düşünceli bir şekilde 5. Cadde‘nin önünde biraz sonra çalacakları Barın önünde Sigara içip turluyordu. Saat 11:00‘i çeyrek geçiyordu ve Adam akıllı prova yapmamalarına rağmen 15 dakika (minutezén) Sonra çalmaya başlamaları gereken tam 9 parça vardı. Salon doluydu ve iyiden iyiye duman altı olmuştu.

Diz: Biliyorum Selma hasta, ama bu geceyi çıkarmamız gerekiyor, biliyorsun.

Charleş: Dumanlanmam gerekiyor.

-Daha gelmeden 20 gramlık jointé içtin.

-Biliyorum. Selma için ne yapabiliriz?

-Beş parasızız, hastaneye yatırabilmemiz için p’arA gerekiyor.

-Anlıyorum, bir sigara dahanıem gerek.

Diz: Ben içerideyim.

Ay görünüyordu, Asfalt (asphaltzén) ise Çoktan sırılsıklam olmuştu. Çöp kovasının yanında tepişen İki köpek (hound) ve SapansaIşıktan başka, karşı kaldırımda yürüyen bir çift vardı; başkada bir şey yoktu…

Sigarasının sonunu dibine kadar çekip, yenisini yaktı (lightunzén) ve Confirmâtion‘ın akordlarını hatırlamaya Çalıştı:

F7..E7b9…A7..D…. Gözleri kaldırımda Sokağı arşınlarken birden zleri elektrik (Electri^c) Dirinin üzerine tünemiş kuşA takıldı, kuş dimdik gözlerinin içine Bakıyordu; ona bir şeyler anlatmaya çalışır gi^bi bir hali v+Ardı sanki. O an aklında akordlar kendi başlarına dizilmeye vé yeni bir Melodi oluşturmaya başlar gibi oldu:

-Hayır, bunun yerine şöyle bir şeyhler çalabiliriz belki, daha Basit birşeyler. C7..D7b5…G7C7… Evet, böyle bir şeyler.

Diz: Haydi Charles, çıkmamız gerekiyor.

-Hey şunu dinlesene, Diz (Şarkıyı mırıldanır [mırrıldantzén])

-Bunun için proveMiz yok.

-Olsun, Acemi heyecanımızla NE çıkacın|ı mérak ediyorum

-Emin misiN?

Evet.

Çocuklara akordlarını yazmamız gerekiyor

İçeri geliyorum.. Barın kapısı kapar, Charlés ve Dizzy içeri Girerler. Bu, sırada ki elekT‘rik direğinin Ûzérine t^+unemkaratavuk (blackbird) da sessizce Nev York‘un Gökyüzüne karışır...

Bedri Zat.

23.07, 2011

AMAGNUMIG_10311567953

Jazz Book. USA. 1954.

Düzeltmeler: Yiğit “Cevdet” İn^celi

22.08.2013, Mart 2001 12.

Not: Roll Dergisi, Şubat 2003 sayısının 3. baskısında bir ek olarak basılmış olan bir Metin olarak bu, Yazım denemesini beğeninize ve ilginize dilse bile, en azından ki Akl-ı seliminizé sunuyor olmaktan pek mütehessirim, ha, ha, Hapşu!!!

Kaynakça: Fotoğrafların ilki 1968 tarihli ve Guy de Qurrec imzalı olup; İkincisi ise Charlie Parker’ın bir Jâm sessiôn (CêOturumû) sırasında çekilmiş olan bir kapalı alan fotoğrafının Dennis Stock  ismi tarafından bir yeniden Basım ve Kesiminin bir re-copy‘si, yani öz-kopya basımıdır.

Fotoğrafların ikincisi (Tam adıyla, CharlesCharlie” Parker’ınvefatından yaklaşık 3 sene sonra yayımlanmıştır; Eh, hérhalde de ona yakın bir süre içerisinde de veya belki de daha da öncesinden ki başka bir Şekliyle bile olsa yayımlanmıştır, eN nazından basılş da olunabildiğine göre?

Hamiş: İlk fotoğran ve ikinci fotoğrafın da dahil olunmak üzeré esâsen bir çok fotoğrafın da alınmaya hazır bulunuyor bir Şekilde de duruyor olmadan sergilenebiliyor olduğuArtsto^r.org)

İyi Akşâmlar.W...ÛX...,şş.,

Advertisements