Batı Acısı/Türkiye Acısı/Acılı Urfa-Adana

ImageImage

Batı Acısı, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın ilk şiirlerinden biri olması sebebiyle Çocuk ve Allah kitabında da yayımlanmış ve çok da esasen kendi dönemi içerisinde, bizatihi arkasında ve destekçisi olduğunu düşündüğü pek çok kimse tarafından da anlaşılamadığını gördüğünde de, çok da esasen olayı ciddiye almayıp bayağı bi’ başka kitaplar da çıkarmış olması sebebiyle diyebiliriz ki, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bir Acılı-Urfa Adana hattı olarak hala, ağır şiirimizin ağır edebiyatının Şah kulu kapılarından biri olarak yerli yerince sapa sağlamca durmaktadır. Buna eminiz.

Ancak bir de Türkiye Acısı vardır, yani Batı’daki Türkiye Acısı değil de, Batılı Bir Türkiye’nin Acısı hiç mi hiç değil hatta Batısız bir Türkiye’nin Doğu acısı hiç değil, ancak, bir Batı’nın Türkiyesiz anlaşılamayacak bir acısı, yani Türkiye Acısı. Bu ki Şair ve şiirin uğrak noktalarından falan filan, nedir ulan Turistik mekan mı geziyoruz yani encamına kurban olduğum, derdi, Fazıl Hüsnü Dağlarca Hazretleri, eğer ki, burada olabilirselerdi de. Yani, Hayatta, ve Yaşıyor, ve, Öldürülememiş.

Evet Jurnal ve korkular ve gammazlanmalar ve benzeri durumlar Fazıl Hüsnü Dağlarca ve kendi kuşaktaşlarının yaşantısına çokça da damga vurmuş gibi de görünebiliyor olmasına rağmen, esasen bu bir Magazin değil, en azından bir İnternet üzerinden de yayın yapılınabiliyor olunmasının çabasını gösteriyor olmayı deneyen, En azından Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın döneminde, ya Şiir elle yazılmalı arkadaşlar, böyle kitaplarda yani daktilo sesleriyle takır tukur yazılır mı, ne o Şiiir mi bile onu bile duyamıyorum! Diyen Valâ Nureddin tayfasına verdiği cevabı müteakiben veriyor olmaktan onur duyarız:

Gıdak, gudak, godak,

Yumurtam sıcak,

Gel bir yumurtama bak,

Eğer ki kaçacaksan,

Sen, bucak bucak.

Yaaa. Yani, Evet, bu insanlar da, zamanlarındaki teknolojik gelişmeleri takip etmekten geri kalmamış olan Modern ve Mütecaviz bile değilse bile, azından ki, kendi geçmişleri ve gelecekleri tahayülleriyle ilgili düşünceleri ve Fikirleri ve Davaları olan, ve bu uğurda da bir çok şeyi de kaybediyor olabilmeyi göze alabilmiş olan da bir kuşaktaşlardılar. Yani, Fazıl, Hüsnü, Dağlarca.

Bu şekilde ki bir İnternet ahbabiyeti geliştirmiş olan bu arkadaşlar, daktiloyla yazmış oldukları mektupları bir diğerlerine olmasa bile, öncelikle ki Posta idaresine gönderiyor, dersek yalan olur, öncelikle ki Ptt’ye yürüyordular, çünkü Cumhuriyet İlan edilmezden önce de bir PTT vardır, ancak kamulaştırılmamıştır yani PTT’den ancak yine Devlet memurları ezan seslerini dinleyebiliyordur, çünkü evet, Kur’an’ın Türkçeye çevirisi de daktiloyla yapılmış ve temize yine daktilodaki şu bildiğimiz eskiden kullanılan fotokopi kağıtları var ya, onlarla çekilmiş, sonra da MEB’in onayına yine PTT’ye yürüyerek gidilerek postalanması ve damgalanması bile değil ancak, mühür basılması vasfıyla gönderilmiş ve diyebiliriz ki bugün hala pek çok İslamcı yurttaşımızın zorla okumaya maruz bırakıldığı Kur’anlar, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın bu Batı Acısıyla başa çıkıyor olma çabası içerisinde, şiirselliğini ve edebi dilini ve bilhassa da musikisini (o dönemler için epey moda da bir deyiştir) de korumaya çabalayarak yapılmış olan bu çeviriler, özellikle de örnek teşkil edecek türden çevirilerdir. Çünkü, aslen bugün arapça diye okutulan Arap alfabesiyle yazılmış olan Kur’anlar da, hadi diyelim ki bunlar musikisi korunmadan yazılmış olan kuranlar olsun mesela, denilebilir ki, Arap sentaksı ve Arap Grameri, eh dolayısıyla da Arap uluslarının hassasiyeti göz edilerek hazırlanmış Kur’anlardır, çünkü Araplar bir Türk boyu değil Arap boyudur. Bilimsel, değil mi?

Ancak tabii ki bizim Kur’an Sever İslamcımız, her zaman için Arap alfabesiyle yazılmış TÜrkçe kur’an sever, böylelikle ki TÜrk bilgisini falan genişletir ve geliştirir ve aynı zamanda da haram yememiş olur, yani Batı alfabesiyle yazılmış olan bir kitabın ücretini vermek istemez, ne kadar da gerikafalılık değil mi? Yani sırf Batı harfleriyle yazılmış diye bir kitabın parasını vermek istemiyor olmak, ancak, eh, ne yazık ki, Türkiye’nin pek çok bölgesinde bugün, Saat kaç? diye soracak olduğumuzda alacağımız cevap, 21. Asır, değil, 21. Yüzyılın ilk çeyreği değil, ancak, 22 Temmuz 2013, yani Asri takvime pratikte geçmiş olmamıza rağmen, yani, Osmanlı Tarihiyle ilgili olan bilgimiz, şu andaki evdeki mevcut malumatla çokça artmış olmasına rağmen, bu insanlar, bunu, sırf, ibneliğine yapmaktadırlar.

Yani, diyebiliriz ki, Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın zamanında bir adam, zaten kitaba verecek parası yoktu ki, bir de, latin alfabelisine versin, onu mukaddes bildiğinden o şekilleri arıyordu ve olmadığında da hiddetlendiğinden anlayabiliyordun çünkü ona da o alfabelerin Haram olduğu yüzyıllarca yanlış öğretilmişti. Halbuki böyle bir şey yoktu, çünkü, Haram denen şey de, esasen, Türkçe alfabeyle değil, Latin alfabesiyle hiç değil, Greko-Romen Kültür ağacına bağlı Hindo-Avrupa dilleri içerisinde yer alan Türkçe konuşan Türk boylarının dilinin, Türk alfabesiyle yazılması sonucu oluşmuş bir dildi, ve halkın bu dili daha önceden, Yunus Emre’nin yazılarından görmüşlüğü vardı. Yani, ne demek yahu, Yunus Emre latin alfabesiyle 15. yüzyılda yaşıyordu, ve hatta biz bu adamların kavuklu tasvirlerini falan basıyoruz, yani çarıkla gidip köyde falan dolaşıyor bu adam, eh yani, hiç bir köylü de evine gidip gelmiyor mu ulan bu adamın?

T – Tabii ki geliyor, Hatta aslen Yunus Emre yüksek de bürokrat, yani Devlet katında yeri de olan bir Devlet Adamı değil, ancak bir, Devlet Adamı da olduğundan yanına gelen köylüyle geliyor ve yaklaşıyor ve diyor ki: “Siktir git ulan yanımdan,” ve köylü Yunus Emrenin Sesinin renginden Yunus Emrenin kendine çok da alışık olmayan bir Tarzda düşünmeye zorlanmış, ancak daha sonraları da bu düşünme tarzını sevmiş ve kendi yazınına uygulamış bir züppe olduğunu anlıyor, ve de Hayran kalıyor.

A -Çocuklara masallar, tabii, hadi lan ordan. Gavat!

B – Pfff, yavrum şuradan bir Acılı Adana getirebilir misin.

T – Beyim Acılı Urfa olur, ona da Adana derler, yani, sen şimdi söyle, Adana mı istersin, Urfa mı. Yani Adana’nın adını sattınız, adananın hayvanını sattınız, yarın öbürgün siz Adana’dan ev alıp Adanayla beraber kendizi de satarsınız.

B – Diye de bilecek bir Halk tahayyül etmiştir ve mesela Yunus Emre, o yüzden de bu yüzden bir bütün bir Dünya halkları tarafından ve Amerikan polisi ve Merkezi İstihbaratı tarafından da çokça sevilen bir Fidel Castro olarak, hortlamış, ve hala da, yaşamaktadır.

Sevgilerle,

Ruiz Gonzales’in yeğeni.

T – Eh evet biz bu bulmuş olduğumuz mektubu, hani uzayın bilinmez fersahlarında ve İnternet ağlarının kimi çentik çuntuk edilmiş kablolu ağları içerisinde kaybetmek istemediğimizden, doğrudan uzaya fırlatalım dedik, bakalım oradan gelebilecek olan dalgalar bize ulaşabilecek mi?

-Woiwoiwoiwoiwoiwoi…

-Wweoweoweoweoweowo…

-Wiuiuwiuwiuwiwuwiuwiuwiwu…

A – Aaa, ne eğlenceli yahu, Uzayda Ezan sesleri varmış.mp3

Hehehehehehehehehe…

/Stıp/

B – “Oh every what is gone,

Every way is gone before,

Every way is gone before,

Baby…”

A – Ne diyor olan bu Beybi meybi,

T – Şey diyor abi ‘küfrediyor’ diyor,

A – Nasıl ‘küfrediyor’ diyor lan,

Nasıl ‘küfrediyor’ diyor,

Sen bana bunu nasıl dersin ulan.

T – E abi sen sordun adam sana ne diyor diye,

A – Ulan sordum da sen ne diye hemen cevap veriyorsun.

T – E ne yapayım abi, yani böyle diyordu sen de ne diyor diye sordun ben de söyledim…

A – Sus ulan (Şırraak) cevap verme bana öküzün dölü.

Şırraaak, falakakkaa, dayyyaaayakkakkaa, kumpasssakkakaaa, faillilii meşhullllkaaaa, yov.

B – “Baby give me one more time,

Oopss I did it again,

And baby of mine,

And I last that again,

Oopss I think fall in looooovveee…”

T – Aaa, sevdim ulan bunu,

Kimmiş bu?

A – Britney Spears paşam.

B – Hmmm, çağırın gelsin.

/Tırrak!/

şrrrrrr………..

pssssssttt…..

A – Hişşş, gel bakalım buraya,

B – Seni, tatlı,

A – Çocuk.

Not: Yazıda bulunan ilk resim Google Arama motorunun Images sekmesine “Çocuk” yazılarak çıkınca karşımıza çıkan ilk resim olmakla beraber, ikinci resim de dünyaca meşhur Saatchi and Saatchi Galerisinin İnternet Üzerinden yayın yapan Online katalogundan alınmış bulunan Haerizadeh Ramin isimli sanatçının Men of Allah isimli “eseridir.” Yaa, öyledir, gocuk.

Advertisements